|
ÇERKEŞLİ KÖYÜ'NÜN TARİHÇESİ
Çerkeşli’nin şu anki konumu :
Çerkeşli Köyünün Gebze ilçe
merkezine uzaklığı
18
km
olup bu köye İstanbul -Ankara asfaltı olarak bilinen E-5 karayolunun Dilovası
kesiminden kuzeydoğu yönüne ayrılan 6 kilometrelik bir asfalt yolla ulaşılır.
Gebze ilçemizin en büyük köyleri arasında yer alan Çerkeşli köyü’nün l990 yılı
nüfus sayımı kesin sonuçlarına göre nüfusu 877 o1up köy yaklaşık l80 haneden
ibarettir. 1997'deki nüfusu 1025, 2000'deki nüfusu 893.
Köyün belli başlı gelir ve geçim kaynakları tarım ve hayvancılık olup
Dilovası-Çerkeşli ve Çerkeşli -Tavşancıl arasındaki arazide bu köylülere ait
üzüm bağları ve kiraz bahçeleri bulunur. Köy yakınlarında büyük ve modern bir
tavuk çiftliği (PAKTAVUK) mevcut olup yine köy yakınlarında hayvan ağılları
bulunmaktadır, bu hayvanlardan elde edilen sütler Gebze ve İstanbul’da bazı
şirketlere ucuz yollu olarak pazarlanmaktadır.
Yine son 20- 25 yıldır Dilovası’nda sanayinin iyiden iyiye gelişmesi sebebiyle
Çerkeşli Köyü’nden birçok vatandaş bu nimetten yararlanmakta buradaki
fabrikalarda çalışıp kendilerine gelir temin etmektedirler. Köyde Hereke tipi
halı dokumacılığı ileri olup köyde dokunan halılar cumartesi günleri Hereke’de
kurulan halı pazarında satılır. Son l0 yıldır halıcılık sanatı öldü.
Çerkeşli’nin özellikle çavuş üzümü halen ünlüdür. Ballıkaya Havzasının
kuzeydoğu kesiminde yer alan Çerkeşli köyü, Belen ovasının da hemen güneydoğu
kesiminde yer alır. Köyün üç tarafı ek yüksek olmayan dağlarla çevrili olup,
çukurda kalır. Çerkeşli’nin güneybatı kesiminde Dilovası kasabası
güneydoğusunda Tavşancıl, ve Yukarı Hereke, kuzey kesiminde Tepecik köyü
Kuzeybatıda Köseler Köyü, batıda Demirciler Köyü, güneybatıda Tavşanlı Köyü
vardır. Çerkeşli, Köselerin
6 km.lik
düzgün şose bir yolla, Tepecik’e
5 km.lik
bakımsız bir toprak yolla, Demircilere
5
km.lik toprak bir yolla bağlanır. Dilovası’na giden yol ile Tavşancıl’a giden yollar asfalttır.
Köyde bugün bir camii, Nuh Çimento Fabrikası tarafından 1990 yılında yıktırılan
ilkokulun yerine yaptırılan bir ilköğretim okulu, bir düğün salonu, 3
kahvehane, l994’te tamamlanan ve 200 milyon liraya mal olan bir sağlık ocağı
binası, şimdi çalışmayan ufak bir değirmeni bulunmaktadır. Bu köy 1974’te
elektriğe l993 yılı başında da her eve olmak üzere telefona kavuşmuştur. Öte
yandan sağlık ocağı binası için köyde l985 yılında hayırsever bir vatandaş 2500
m2’lik bir yer bağışlamıştı. Sağlık ocağı 1993 yılında bu bağış yerine inşaa
edilmiştir.
Yine bu köyde l986’da spor
tesisleri (futbol sahası) yapılması için köylüler tarafından beden terbiyesi il
müdürlüğüne l0 dönümlük bir arsa tahsis edilmiş, ancak henüz daha tesislerin
inşası tam anlamıyla bitirilememiştir.
Çerkeşli köyü bugün fazla zengin olmamasına rağmen yeri itibariyle oldukça
şanslıdır. Zira elektrik, telefon,su,yol, sağlık ocağı, okul,cami gibi hiçbir
sorunu kalmayan köyde Dilovası’ndaki sanayi kuruluşlarının sayesinde işsizlik
gibi bir sorunda yoktur. Ancak Hereke’de bulunan Nuh Çimento fabrikasının
Çerkeşli köyünde bulunan taşocağı köylüleri canından bezdirmiştir. Bu taş
ocağından rast gele patlatılan dinamitler yüzünden köydeki birçok ev zarar
görüyor. Köy yakınlarında bir taşocağı daha bulunuyor.
Çerkeşli orman yönünden pek zengin olmayan bir köydür. Ancak yinede
Çerkeşli-Tepecik köyleri arasında çukurluk ve düz olan geniş bir alan
ağaçlıktır (Eşref ağa korusu). Sağlam bir koruyu andıran bu alanın özellikle
batı yönü yüksek dağlık şeklindedir ve Tepecik-Köseler yolu buradan geçer.
Köyde 70 ton kapasiteli su deposu vardır. Çerkeşlinin güney kesiminde
Dilovası’na giden asfalt yolu doğu kesimi piknik yapmaya müsait olup Dilovası
ve çevre köylerden pek çok kişi buradaki bir çeşmenin (Akpınar çeşmesi) başında
piknik yapıp hafta sonlarını değerlendirirler.
Çerkeşli köyünde spor kulübü olarak Çerkeşli köyü amatör spor kulübü mevcuttur.
Yine Çerkeşli köyünde bulunan Avcılık ve Atıcılık kulübü her yıl köyde ödüllü
atışlar düzenler. Geleneksel bir hale gelen bu atışlarda birinci gelene çifte
kırma av tüfeği, ikinciye de tek kırma av tüfeği hediye edilir.
Çerkeşli Köyü İlköğretim Okulu: Bu okul
1990’da 50 yıllık köy ilkokulu harebe olduğu için Hereke’de kurulu Nuh Çimento
Fabrikası tarafından yıktırılarak, aynı eski okulun yerine inşa edilmiştir.
Yapımını üstlenen Nuh Çimento Fabrikası okulu 1990-1991 öğretim yılına kadar
tamamlamış, 8 Ekim l990’da okulun açılışı yapıldığında o zamanın birimi ile
toplam 800 milyon liraya mal olmuştur. 10 derslikli eski bir okul görünümünde
olan ve ihtiyaca cevap vermeyen bu okul daha sonra l5 dersliğe çıkarılmış,
öğretmen Lojmanı ilavesi ile bütün araç ve gereç noksanları giderilerek
ilköğretim okulu haline getirilmiştir. 3 katlı ve kaloriferli olan bu okulda
100 civarında öğrenci öğrenim görmekte olup halen öğretmen açığı mevcuttur.
Okulun modern birde kütüphanesi vardır.
Çerkeşli köyünün çevresindeki belli başlı tepelere
gelince: Güneyinde, Nuh Kireç tesislerinin bulunduğu tepe
Kuzgun bayırı (Bu civarda Rumlara ait eski köy yerinin var olduğu bilinir),
Doğusunda, Söğütlüsıfat tepesi, Çardak bayırı, Taflan bayırı, Batısında,
Manastır tepe (Bu civarda eski yerleşme yerinin kalıntıları var),
Tavşanlı-Çerkeşli arası Kabakoztepe, Kuzeyinde, Çerkeşli Demirciler arası eski
(Küplü köyü) yerinin bulunduğu Karaağaç bayırı, Güneybatısında da Akpınar sırtı
sayılabilir. Köydeki tek akarsu ise (aşağı) Çerkeşli köyü altından doğup
Diliskelesi istikametine akan Dil Deresidir.
Çerkeşli Köyü’nün
Tarihi :
Çerkeşli Köyünün tarihi geçmişi
oldukça eski zamanlara dayanmaktadır. Anlatılanlara göre bu köyün en eski
yerleşim yeri bu günkü Çerkeşli köyü ile Yukarı Hereke arasındaki Altınoluk
mıntıkası (diğer bir adıyla Kocataflan mevkii) imiş. Bugünkü Çerkeşli köyünün
yaklaşık 4-
5
km
kadar kuzeydoğusunda kalan eski Altınoluk köyü günümüzden yaklaşık 2000 yıl
evvel kurulmuş olup yine zamanla l600 sene evvel tarihe karışmış olsa gerektir.
Bu gün her ne kadar Altınoluk köyünden hiçbir eser kalmadıysa da bu mevkide çok
eski bir Rum (Roma) mezarlığının yeri bellidir. Yine burada antik döneme ait
olduğu sanılan bir kaya mezarı bulunmaktaydı. Bu kaya mezarı l990’ların
başlarında define avcıları tarafından darmadağın edilerek ortadan kaldırıldı.
Bu yöre bugün Yukarı Hereke köyünün sınırları içerisinde kalmaktadır. Tamamen
Rum köyü olduğu sanılan bu köy, yöre Türkleşmeden çok evvel tarihe
karışmıştır.Yukarı Hereke yöresi 22 mayıs 337’de Roma İmparatoru Büyük
Konstantin’in öldüğü topraklardır. Bir Romalı tarihciye göre İmparator
Konstantin Roma topraklarında Hıristiyanlığı serbest bırakmasına rağmen kendisi
ömrünün son zamanlarına kadar putperest olarak yaşadı. Sasani kralı Şahpurun
üzerine büyük bir orduyla sefere çıktığı bir sırada Libyssa (Gebze) ile
Nicomedeia (İzmit) arasındaki Ancyrona (Hereke) kasabasında aniden hastalanınca
başına üşüşen tabipler hastalığına derman aradılar. Ancak hastalığı gitgide
ilerliyordu. Güneş tanrısına inanırdı ancak ölüm döşeğinde iken papazlardan
alelacele vaftiz edilmesini istemiş Hıristiyan olmuştu. Konstantin’in hastalığı
mayıs başından itibaren 3 hafta sürmüş kendisi çok günah işlediğinden üvey
annesiyle zina yapan oğlu Krispusu ve karısı Faustinayı öldürdüğünden ve halka
zulmettiğinden bu günahlarından kurtulmak üzere vaftiz edildi. Son anlarında
“Bende vaftiz edilip günahlarımdan arınmış olarak ölüyorum, cennete gidiyorum”
diyordu. Artık beyaz kaftanlarını giyiyor, eflatun renkli askeri üniformalı
savaş elbiselerini istemiyordu. Acımasızlığı ve zalimliğinden eser kalmamıştı.
Etrafından hekimler ve papazlar hiç ayrılmıyordu. Sasani seferinden de
vazgeçmişti. 22 mayıs’ta Ancyrona (Hereke) da ölünce Isa peygamberin on iki
havarisini temsil eden mermer bir lahite konup Ancyrona’da toprağa verildi.
Mezarı halen bu civarda (toprak altında) bilinmeyen bir yerdedir.
Yörede ayrıca Taflan Bayırı, Kınalıbayır (yada Efeliağıl), Karaağıl, Kuşaklıca,
Şakirdüzü mevkiilerinde birer Hıristiyan Rum köyü kurulu bulunuyormuş, yine
Eskiköy denen mıntıkada da Türklerden önce bir Rum köyü mevcutmuş. Köyde Rumca
adı Peteganon denen mevkide eski çağlarda vebadan ölen insanlara ait toplu
Hıristiyan mezarları olduğu bilinir. Bu mezarların 1347-1354 yılları arasında
bütün Avrupa’yı kasıp kavuran, yirmi milyondan fazla insanın ölümüne yol açan
İstanbul boğazı yoluyla Anadolu’ya da geçen büyük Kara Veba (taun) salgını
sırasında ölen insanlara ait olduğu sanılır. Bu salgın yöredeki Rum nüfusunun
azalmasında en önemli etkendir.
Ayrıca köyün güneybatı kesiminde Öğren mevkii denen yerde Lefter mezarları
denen üç lahit türü mezar bulunuyor. Kimisine göre Ceneviz mezarları olarak da
adlandırılan bu mezarlar gerçekte bu yörede Türkler döneminde korku salan
soyguncu bir Rum eşkiyasına aitmiş. Lefterin eşkiyalık faaliyet alanı
İstanbul’un Anadolu yakası, Kocaeli ve Sakarya civarı, yatağı ise Gebze bölgesi
Yelken tepe civarıymış. Yine ölü olarak ele geçirildiği yerde Yelken tepeymiş.
Öte yandan bu
günkü Çerkeşli köyünün günümüzden yaklaşık olarak 650 sene evvelinde Sultan
Orhan Gazi’nin(1324-1362) zamanında yöreye gelen Türkler tarafından kurulduğu
bilinmektedir. Bu köyün (Kalburcu’da olduğu gibi) bu bölgede o zamanlar
Bizanslılarla yapılan bir savaştan sonra kurulduğu bilinmektedir, İlk olarak
Orhangazi döneminde 1326’da Türkler tarafından fethedilen Gebze yöresi 1328’de
Bizanslılarca alınmış,1329’da Pelekanon zaferiyle tekrar alındıysa da bu biraz
pahalıya mal olmuştur. Anlatılanlara göre Hereke’nin fethedilmesinden sonra
Osmanlı ordusu Gebze üzerine doğru ilerlerken bir Bizans ordusuyla
karşılaşılmış, yapılan şiddetli bir meydan savaşından sonra Türk ordusu zaferi
kazanmış ancak bu savaşta Çerkeş Bölüğü’nden (Ki o zamanlar bölükler
memleketlere göre ayrılırmış) dört kişi ya da dört kardeş birden şehit düşmüş
ve bu bölgeye gömülmüşler. Bu mezarların başına da birer nöbetçi asker
dikilmiş, bundan sonra takip eden yıllarda bu dört şehit askerin anne-babası ve
akrabaları yedi hane olarak gelip bu bölgeye yerleşmişler. Şehitlerinin
bulunduğu bu yörede bir köy kurmuşlar ve kurulan köye de Çerkeşli adını
vermişler. Bu isimde kurulduğu günden beri değişmeyerek zamanımıza kadar
böylece gelmiş.
Köy Timur yenilgisinden sonra 1403’te Bizans’ın işgaline uğramış, 1410’da silah
zoruyla kurtarılmış ancak 1411’de yapılan antlaşmayla tekrar Bizansa
bırakılmış, Gebze yöresindeki bu işgal dönemi 419’a kadar sürmüştür. Sonra
Çelebi Sultan Mehmet’in kumandanlarından Timurtaşoğlu Ali Paşa Gebze yöresini
son defa Bizans kuvvetleriyle şiddetli muharebeler yaparak ve herbir belde için
ayrı ayrı savaş vererek kılıç zoruyla ve bileğinin hakkıyla fethetmiştir.
Çerkeşli köyünün kuruluşu ile ilgili rivayetler bununla da kalmıyor.
Osmanlı Türklerinin yöredeki ilk zamanlarında Diliskelesi ile Tavşancıl
arasında Eynarce deresinin İzmit Körfezine kavuştuğu kesimde Eynarce yada
Gemiciler adında Müslüman bir Türk köyü kurulu bulunuyormuş. Aynı dönemlerde
İstanbul’un Galata kesimi Bizanslılara değil Cenevizlilere aitmiş. O zamanlar
Bizanslılarla antlaşma halinde olup onlardan yüz bulan Cenevizlilere ait korsan
gemiler rahatlıkla Marmara Denizine ve İzmit Körfezine girebiliyorlarmış. Bu
gemiler körfez kıyısındaki Türk köylerine o kadar çok baskın düzenlemiş,
köylüleri soyup soğana çevirmiş, hatta kızlarını bile kaçırmışlar. Türk köyleri
bu durumdan illallah demiş. Soyguncular kaçıp kaybolduğu için hiç kimse onlara
bir şey diyemiyormuş. (Hatta 1350’li yılların sonunda İzmit Körfezinde sandal
sefası yapan Orhan Gazi’nin oğlu Halil Bey Diliskelesi Eynarce’den Cenevizli
korsanlar tarafından kaçırılıp Foça’ya götürülmüş, Bunun üzerine Orhan Gazinin
kendilerine zarar vermesinden korkan Bizans imparatoru İonnes Orhan gaziye
aracı olup Foça’ya giderek korsanlara 100.000 altın ödeyip Halil Beyi
kurtarmıştır). İşte o dönemlerde Cenevizli korsanların sık sık köylerini
basmasından bıkan Gemiciler köyünden 15 hane sonunda deniz kıyısından kaçıp 6-
7 km
kadar içlere dağların arasına kaçarak Cenevizlilerin saldırılarından
kurtulmuşlar. Gemiciler köyü ahalisinin kaçıp saklandıkları yer bu günkü
Çerkeşli köyünün bulunduğu yer olup üç tarafı dağlarla çevrilidir, denizi
görmez ve denizden de görünmez. Köy 1430’lu yıllarda buraya kasten gizlenilerek
kurulmuştur. Çerkeş’den gelen yedi hanelik guruptan sonra Gemiciler köyünden
gelen 15 hanelik gurubunda bu yöreye yerleşmesiyle köy 22 haneye ulaşmıştır.
Öte yandan l453 yılının mayıs ayında İstanbul’u fetheden Fatih Sultan Mehmet
aynı yılın Haziran ayında Cenevizlilerin bulunduğu Galata kesimini de fethetmiş
ve Ceneviz korsanları bir daha değil İzmit Körfezine Marmara denizine bile
giremez olmuşlar.
Anlatılanlara göre Gemiciler köyünün tamamı Çerkeşli köyüne göç etmediğinden
kalan köylüler Eynarce kesiminde günlük hayatlarını sürdürmüşler. Bu köyün
ahaliside 17. yüzyılın sonunda ya da 18. yüzyılın başlarında köylerini terk
ederek Tavşancıl köyüne yerleşmişler, Böylece bu köyde tarihe karışmıştır.
(Tavşancıl Belediyesinin hazırlamış olduğu Tavşancılı tanıtan bir raporda
Eynarce denen yerde Bizanslılar döneminde Filogren köyünün ve kalesinin kurulu
bulunduğundan bahsediliyor. Ancak yine birçok kaynak Flogreni Eskihisar ya da
Darıca ile Tuzla arasında gösterir.)
Yavuz
Sultan Selimin Çaldıran ve Ridaniye Seferlerine gider iken ordusuyla kervan ve
hac yolları üzerindeki Dilovası’nda konakladığı bilinir. Elimizdeki belgelere
bir göz atalım. 24 Nisan 1514 pazartesi. Pendik yakınında Papas Çayırı (sonra
Sultan Çayırı, sonra Çayırova) konağına gelindi. (merhum Fatih Sultan Mehmet
Han burada vefat eylemişti.). 25 Nisan 1514 Salı. Kekboze (Gebze) yakınındaki
bir konağa gelindi. 26 nisan 1514 Çarşamba. Değirmendere konağına gelindi,
sonra yola devam edilmiştir. Haydar çelebi Ruznamesinde Değirmendere olarak
bahsedilen bu yer bu günkü Dilovası’dır. Dilderesinin o zamanki adı da
Değirmendere’dir. Burası bu günkü Dilovası civarında herhalde küçük bir han ve
10-15 hanelik de evin bulunduğu bir konaklama yeriydi. Haydar Çelebi
ruznamesinde Gebze yöresini gösteren bir haritada Gebze’den Kekboze,
Dilovası’ndan Değirmendere, Hereke civarındaki bir konaklama yerinden de
Çınarlık olarak bahsediliyor. Ruznamede Değirmendere’den sonraki konak için
Çınarlı kazası yakınında bir konağa varıldı (27 nisan 1514) deniyor. Burası
Derince’nin Çınarlı köyü de olabilir. Ancak aynı gün için bir başka sayfada
Hereke denen Harap kaleye varıldı deniyor.
Osmanlı zamanında toprak sahipleri,has , zaamet ve tımar olarak üç bölüme
ayrılırdı. Bu dönemde başta Gebze’nin Çerkeşli ve Demirciler köyü ahalisi olmak
üzere tımar sahibi olarak köylüler her sene Osmanlı ordusundan en az 6 askerin
masraflarını karşılamak zorundaydılar. Bu şartlarla köylülere toprak işletme
hakkı veriliyordu. Dilovası arazisi de o dönemlerde bağlık ve bahçelik olup
Çerkeşli ve Demirciler köylerinde ikamet eden tımar sahiplerine ait idi. Gebze
köylerindeki bu durum Sultan İkinci Mahmut (1808-1839) dönemine kadar devam
etmiştir. Osmanlı devletinin yükselme ve Duraklama dönemlerinde Gebze’nin
Çerkeşli ve Tavşancıl köylerinin çevresi hep üzüm bağlarıyla çevriliymiş,
Çerkeşlinin ve Tavşancılın yurt çapındaki meşhur çavuş üzümleri Anadolu’da ve
İstanbul’da nam yapmış isim kazanmıştır. Çerkeşli ve Tavşancıl köylerinden her
sene üçyüz at arabası dolu üzüm İstanbul pazarlarına ve Topkapı sarayına
taşınır bizzat Osmanlı padişahlarına sunulurmuş.
Rivayet edilir ki Irana Sefere çıkan ordu Dilovası’nı geçmiş, Tavşancıla
varmış, arazinin hep kayalık olduğunu gören padişah, “Buraları hep taşlık, bir
şey yetişmez, yazıktır. Kaldırın
buraların vergilerini” demiş.
Yeniçeri ağası cevaben: “Ne dersiniz sultanım, sizin sarayınıza giren üzümler
hep buralardan çıkar.”deyince vergiler devam etmiş.
Tarihi Mimar Sinan köprüsü
Hicri 54 (m.1644) senesinde Lali Efendi oğlu İbrahim efendi, Bağdat
Valisi Deli Hüseyin Paşanın divan efendisi olduğu bir sırada İstanbul’a gelmek
üzere Gegboza yöresindeki Diliskelesi geçindinden (Hersek d2c ilinden, Gebze
Diliskelesine) geçerken denizde boğularak öldü. 4.Mehmet Hanın bilginlerinden
Abdülaziz efendinin kardeşi idi. Kabri İstanbul’da Siyasi (Sivaslı) tekkesinin
kabristan haline getirilen bahçesinde olsa gerektir.
Dilovası Dilderesi üzerinde bulunan
tarihi Mimarsinan köprüsü kimine göre l530’lara doğru Mimar Sinan tarafından
kimine göre l650’lerde hac yolu üzerinde olduğu ve doğu seferlerine giden
ordunun geçit yolu üzerinde gerekli olduğu için padişah 4.Mehmet döneminde
yaptırılmıştır. Köprünün tarih kaydı düşülmemiş. Ortadaki büyük üç gözden
oluşan köprü 65m. uzunluğunda olup tarihi kervan yolunun (ipek yolu) üzerinde
yer alıyordu. Şimdi ise trafiğe bile kapalı kaderiyle baş başadır. Bir dönemde
Çerkeşli denize uzak olmasına rağmen ahalisinin Çoğu denizcilik ile, gemi
ticaretiyle geçinen bir köy durumundaydı. Ayrıca İstanbul ile üzüm ve kiraz
satışı sayesinde kara ticareti, alım ve satım işleri yapılmaktaydı. 18.
yüzyılın ortalarında Tavşancıl, Çerkeşli, Demirciler köyleri ile Diliskelesi
burnu arasındaki Eynarce mevkii bir iskele durumundadır. Tımar olarak işletilen
bu arazinin sahibi Gebze’nin Çerkeşli köyünden Yazıcıoğlu Mehmet olarak
gözüküyor. Eynarce ve Diliskelesi yöresindeki araziler bu dönemde ekilip
biçilen yerlermiş. Eynarce iskelesinde gemicilik ve denizcilik mesleği (200 yıl
evvelinde Avrupa’da buharlı gemilerin türemesi sebebiyle) artık yapılamaz
olduğundan 1775-l800 arasında Eynarce köyünün halkı birkaç km. kuzeydoğudaki
Tavşancıl köyüne göç etmişler ve böylece buradaki köyde tarihe karışmıştır.
O
zamanlar Eynarce köyü terk edildikten sonra bile bu mevkiide bir cami, çeşme ve
konaklama yeri ile birkaç da ev mevcutmuş. Çerkeşli köyüne ait bir iskele
görünümündeki bu konak yerinde Yazıcıoğlu Mehmet Ağanın birde çiftliği
bulunuyormuş. Burada yine Mehmet ağaya hizmet etmiş olan odacıların mezarları
bulunuyor. Yazıcıoğlu Mehmet Ağa 1796da Çerkeşli köyünde ölünce mülkü oğlu
Yazıcıoğlu İbrahime geçiyor. Oğlu da hemen iki sene sonra 1798de ölünce mülkün
yönetimi Yazıcıoğlu Mehmet Ağanın damadı Hacı Kasıma geçiyor. Bu bölgenin
tapuları ilk defa Mahmut bin Selim üzerine gözükmektedir. Yazıcıoğlu
sülalesinin 18. yüzyılın sonunda Tavşanlı Demirciler arasında dahi geniş
arazilerinin var olduğu söylenir. Eynarce mevkii bugünkü Marshall Boya ve
vernik fabrikası civarında yer almakta olup bu civarda halen Eynarce (İne Hacı)
köyünün kalıntıları bulunmaktadır.
Bugün Eynarce köyünün bulunduğu
mevkide bir değirmen yeri ve yazıcıoğulları sülalesinden bazı kimselerin
mezarları vardır. Tarihi İstanbul Bağdat yolunun üzerinde Nebinin elmalığının
yanında bir zamanlar Benli çeşme diye tarihi bir çeşmenin var olduğu ve
Marshall fabrikası yakınlarında halen kalıntılarının bulunduğu söylenmektedir.
Osmanlılar döneminde üzümcülüğü meşhur olan, 15. yüzyıl başları olan kurulduğu
ilk dönemlerde rençberlik yapıldığı bilinen Çerkeşli köyünde daha sonraki
dönemlerde tütün ekiminin ileri olduğu ve en son olarak köyde üzüm ve kiraz
yetiştiriciliğine önem verildiği ve daha sonraki dönemlerde de köyün
üzümcülüğünün bütün yurt çapında yayıldığı, nam kazandığı bilinmektedir.
Yasincizade seyyid Abdülvahap
Efendi(1758-1837) başkanlığındaki bir elçilik gurubu İran gezisinde 21 ekim
1810’da Gebze’yi onurlandırdı. Kurula dahil olan Bozoklu Osman Şakir efendinin
kaldıkları Geğbüzede Sultanorhan camii ve civarının minyatürünü yapmış, ertesi
günü Diliskelesi köyüne giden bir heyet burada konaklamış ve köprü ile köyün
minyatürünü yapmışlar, 23 Ekimde Yarımcaya gidilmiş burada da bir gün kalınmış,
hanın gravürü yapılmış ve yola devam edilmiştir. Bozoklu Osman Şakir’in
gravüründe Diliskelesi köyündeki hanelerin çokluğu 200 yıl öncesinde burada
basbayağı bir köyün varlığının bulunduğunu apaçık olarak ortaya
koymaktadır.
1755-1775 ve 1812-1813 yıllarında Gebze’yi ve bütün köylerini vuran veba
salgınının bu köyü de etkisi altına alıp çok sayıda insanın ölümüne sebep
olmuştur. Demirciler köyü insanının en az yarısı Tepecik köyü insanının da
neredeyse 3’te ikisi bu veba salgınları sırasında öldüğü ve koca bir kasaba
görünümündeki Tepecik köyünün küçücük bir köye dönüştüğü bilinir. Sultan İkinci
Mahmut dönemi olan hicri 1236 (m.1820) de köye (Çerkeşli) hayrat bir çeşme
yapıldığı, şimdiki çeşmenin eski çeşmeden kalma olan kutabesinden anlaşılıyor.
O zamanki çeşme zamanla yıkılmış. Haydarpaşa -İzmit demiryolu 1873’te
Diliskelesinede ulaşınca tarihi ipek yolunun artık pek önemi kalmamış, 1895’te
Derinceye liman yapılması buradaki hanları ve konaklama yerlerini işe yaramaz
hale getirmiştir. Osmanlı tarihi boyunca Doğuya sefere çıkan Osmanlı ordusunun
konak yeri olan bu kasaba artık bu önemini yitirmiştir.
Diliskelesi’nin Bizanslılar döneminde de önemli bir geçit ve konaklama
yeri olduğu bilinir. Bizanslılar Ortaçağda Güney doğuya, Suriyeye ve Arabistana
Müslüman arapların üzerine sefer için İstanbul’dan yola çıktıklarında Aigiallos
(Diliskelesi) denen yerden denizin karşı yakasına geçer, yollarına Prainetos
(Karamürsel), Niceia (Iznik)
güzergahından devam ederlerdi. İstanbul’a sefer düzenleyen Araplarında bu
güzergahı sıkça kullandıkları bilinir. Yedinci ve Sekizinci yüzyıllarda
Çukurova’dan sınır askerlerini aşarak yola çıkan Müslüman Arap orduları Bizans
topraklarına geceleri girerler, gündüz saklanıp gece yol alarak İznik önlerine
kadar gelirler, bu şekilde buralara kadar gelip fark edildiklerinde Rum halkı
hemen Yalakdere’de büyükçe bir ateş yakarak Gebze Dilini tehlikeden haberdar
eder,diliskelesi’nden giden haberci İstanbul’u uyarır tedbirlerin alınıp savaş
hazırlığı yapılmasını sağlardı.
Böylece önceden alınan tedbirler
sayesinde İstanbul’a yönelik bütün Müslüman Arap saldırıları ama kolay, ama zor
her seferinde bertaraf edilebilmiştir. Tarihi Roma yolu dahi İstanbul’dan
Diliskelesi’ne kadar gelir, yolun devamı karşı sahilde başlar, İznik, Konya,
Tarsus güzergahında giderdi. Yine Anadolu Selçuklu Türklerine ve Eyyübi
Sultanlığına yönelik olarak düzenlenen 1147’deki İkinci Haçlı seferleri
sırasında İstanbul boğazından Üsküdar’a geçen Haçlı orduları Diliskelesi
yoluyla İznik’e geçerek yola devam etmiş, 1187’deki Üçüncü Haçlı seferlerinde
de güzergah aynı olmuştur. Yöre Dördüncü Haçlı Seferleri sırasında 12O4-1241
yılları arasında Latin işgalcilerinin egemenliğinde kaldıysa da tekrar
Bizans’ın eline geçti.
Osmanlı beyliği kuruluş çabasındayken l30l’de Osman Gazi İznik’i kuşatır. Bu
cürete çok kızan Bizans generali Mozalion Sırp destekli 5000 kişilik kuvvet ile
İstanbul’dan Gebze üzerinden Diliskelesi’ne gelir. Oradan da karşı sahil olan
Hersek Diline asker çıkarır. Orada yapılan şiddetli bir meydan savaşında, koca
Doğu Roma ordusu devlet kurmaya çalışan az sayıdaki bir aşiret birliğine
yenilir. Ancak Türklerinde kaybı çoktur. Bu zafer üzerine Konya Selçuklu
Sultanı, Osman Gaziye sancak gönderir. Böylece Osmanlı Devleti kurulmuş olur.
Bundan sonra Bizanslılar Diliskelesi’nden karşı yakadaki Hersek diline asker
çıkaramadılar ve önemli bir geçit noktasından mahrum kaldılar. Türklerin
Koyunhisar zaferi dedikleri bu savaşın adı Bizans tarihlerinde Bafeus Savaşı
olarak geçer. Yöre Osmanlıların eline ilk olarak 1326’da Aygut Alp tarafından
Hereke’nin kalesinin fethiyle geçtiyse de, Bizanslılar Hereke ile birlikte
burayı da tekrar topraklarına kattılar.1329 palekanon zaferiyle yöreye Türk
mührü vuruldu. 1337’de Aygut Alp’in oğlu Kara Ali Paşa tarafından Hereke kalesi
de fethedildi.
Osmanlıların Timur ordularına Ankara yenilgisinden sonra, 1402 sonunda
Timur orduları Gavur İzmir’i alıp Bursa’ya yönelince Yıldırım Bayezit’ın büyük
oğlu Emir Süleyman kardeşlerinden kız kardeşi Fatma ile küçük kardeşi şehzade
Kasımı ve devletin hazinesini de yanı sıra kaçırarak alelacele Yalakdere’ye
oradan da tekneyle denizi aşıp Gebze Diliskelesi’ne geçirmiş,sonra Darıcaya
kaçarak İzmit kalesini kuşatan Timur ile Darıca Güzelcehisardan gönderdiği Şeyh
Ramazan vasıtasıyla görüşmüş ve eman dileyerek Timurun bütün isteklerini kabul
edip oradanda Gelibolu’ya geçmiş, burada Bizans’la vardığı anlaşmayla Kadıköy,
Kartal, Gebze, Dilovası, Hereke ve İzmit’i Bizans’a terk edildi. Yöre
aralıklarla 17 yıl Bizans’ın egemenliğinde kalmıştır.1419da kılıç zoruyla
tekrar fethedilmiştir. 1423’te İstanbul’dan bir orduyla Osmanlıya karşı
ayaklanarak Diliskelesi üzerinden Herseke gelen Mehmet Çelebinin oğlu Küçük
Mustafa Çelebi İznik’e sokulmadı. Bursa’ya yönelen Mustafa, Murad Hanın
ordusuyla yapılan savaşta yenilip öldürüldü.
Diliskelesi Osmanlıların Kuruluş döneminde ticari açıdan da önemini
korur. Bursa o dönemde Anadolu’da ipekçiliğin ana merkeziydi. Bursa -Istanbul
Kervanyolu Herseke gelir. Yol Izmit Körfezini dolaşmaksızın Hersekten
Diliskelesine geçerdi. Kervan yolcuları da Diliskelesi’ndeki Handa dinlendikten
sonra İstanbul’a doğru devam ederlerdi. İstanbul’dan Bursaya gidenler içinde
aynı durum söz konusuydu. Yükselme döneminde Diliskelesi’nden karşı sahile
yolcu taşımak için karşılıklı olarak sandal seferleri düzenlendiği bilinir.
İşte 1873'te lzmit'e ulaşan ve Diliskelesi’nden de geçen tren yolu Diliskelesi
yöresinin ta Romalılar hatta daha evvelinde Bithinyalılar döneminden beridir
süregelen ulaşım ve kervan yolcularının konakladığı tarihi bir konaklama yeri
olma özelliğini bir anda silip süpürmüş, ortadan kaldırmış, buraları bağ ve
bahçe olmaktan başka hiçbir işe yaramaz bir duruma düşürmüştür.
Rivayetlere göre 16.ve 17. yüzyıllarda Dilovası kervan yoluna Lefter,
Valçon Voyvo gibi mahalli yerli Rum eşkıya çeteleri musallat olmuş, ticaret
kervanlarının ve hac yolcularının önlerini kesip paralarını ve mallarını gasp
ederler sonrada çekip giderlermiş. Bir çok sefer müslüman ahaliye yönelik
cinayetlerde işleyen bu eşkıyalardan Lefter bir seferinde Yelkentepede Osmanlı
askerleri tarafından yakalanıp öldürülmüş, Mezarının Çerkeşli yakınlarında
olduğu söylenir. Sonraki dönemde yaşayan Valçon voyvo hiç yakalanmamış. Türk
ordusundan kaçtığı bir sırada Çerkeşli civarında l3gün saklanmış. Bir seferinde
Gebze’nin Camidüzü köyünü basacağını haber vermiş, yada basıp ahaliyi soymuş.
Köylüler tepeden köyümüz görülüyor
diye ovaya inip dağların arasına saklanmışlar ve eski köylerini terk ederek
burada bu günkü Ovacık köyünü kurmuşlar. Valçon voyva denen Rum eşkıyasının
soyduğu altınlara tek başına konabilmek için Taşköprü tarafındaki bir mağarada
uyurlarken bütün arkadaşlarını öldürüp altınları tek başına alıp kaçarak
kayıplara karıştığı da anlatılır. Rivayetdir ki bundan sonra bu mağaranın adı
kemikli mağara olarak kalmış. (Tepemanayır köyünden Ahmet Sezgin(1909-1996)
sağlığında Tepemanayır köyü yakınlarındaki Ballıkayalar mevkiindeki
mağaralardan birinde gençliğinde insan iskeletleri gördüğünü bana anlatmıştı.
Belki de söz konusu olayın geçtiği mağara burasıydı. Yine Şaban İsmail Kabaca
ve Eskişehirli Mehmet ile Ağustos 1986’da Çerkeşli köyüne
5 km.
mesafedeki Altınoluktaki kaya mezarından Çerkeşli’ye doğru geri dönüşümüzde
kayaların arasına oyulmuş oda büyüklüğündeki insan yapması besbelli olan
barınak tipi bir mağaraya rastlamıştık.
Yine rivayet edilir ki eski zamanlarda İstanbul’da Osmanlı padişahının aşçısı
olan bir Rum, memleketinde önemli bir işinin çıktığı bahanesiyle padişahtan bir
süre için izin istemiş. Gebze bölgesine gelip topladığı bir kaç adamıyla
silahlanıp birlikte Gebze ve Dilovası güzergahındaki tarihi ipek yolundan
işleyen ve develerle İstanbul’dan Anadolu’ya, Anadolu’dan da İstanbul’a giden
ticaret kervanı katarlarının yolcularını soymaya başlamış. Bu sayede yükü
epeyce tutan Rum eşkıya başı, çaldığı altınları kimsenin ya memleketindeki
yakınlarına kaçırır ya da kimsenin bulamayacağı yerlere saklarmış. Aradan
yıllar geçmiş bu eşkıya başı yakalanmış. İzmit’e götürülerek sancakbeyinin
emriyle idam edilmiş. Bunu duyan padişah da çalınan altınların yerini
söyletmeden eşkıya başını astırdığı için valiyi cezalandırmış. Bu hikaye ne
kadar doğrudur bilinmez.
Bilinen o ki Gebze’den deve kervanları ile işleyen yolcular her dönemde yörenin
yerli Rum eşkıyalarının iştahını kabartmış bu sebeple Gebze, Dilovası ve Hereke
civarında birçok kervan yolcusunun önü eşkıyalar tarafından kesilmiş. Paraları,
malları ve altınları gasp ile bazen de canlarına kast edilmiştir. Bu eşkıyalar
zaten dağlarda ve sık ormanlarda barındıkları için o zamanın imkanlarıyla
devletin kolluk kuvvetleri tarafından yakalanmaları çok zor oluyormuş.
Osmanlının son dönemlerinde yörede önceki asırlara ait eşkıyalık hikayeleri
anlatmakla bitip tükenmezmiş. Hatta bu tür hikayeleri anlatan kitaplar bile
basılmış.
Hakikatten bir taraftan karadan Müslüman Türk köylerini soyan Rum eşkıyaları,
bir taraftan Anadolu’nun ortasından toparlanıp devlete İsyan ederek buralara
kadar gelen Celali eşkıyaları, öte taraftan denizden İtalya yarımadasından
kalkıp İzmit körfezine kadar girebilen Cenevizlilerin korsan gemileri yöreyi
yağma ve talan etmiş, her asırda vuran ve bölgemizde binlerce insanın ölümüne
yol açan veba salgınları ve kıtlıklar olurmuş.
Her savaşta cephelere savaşa gönderilen ve geri dönemeyen yüzlerce genç
delikanlıya ne demeli. Anlaşılan Gebze yöresinin fakir halkının yüzü hiç
gülmemiş, Gebze ve Dilovası yöresi Yerli Rum eşkıyalarının yanı sıra aşırı
vergi alınması yada yöneticilerden de hoşnut olunmaması sebebiyle Osmanlı
Devletine ayaklanarak İç Anadolu Bölgesinden İstanbul’a doğru gelen kızılbaş
taifesinin de isyanlarına maruz kalmıştır. Ayrıca Anadolu’da çıkan birtakım
askeri isyanlar sonucu asiler buralara kadar gelip gasp, soygun ve talanlar
yapabilmişlerdir.
Bunların belli başlıcaları, 1550-1590 arasında aralıklarla işsiz kalan medrese
öğrencilerinin isyan ederek yerel halka karşı eşkıyalık faaliyetlerine
girişmeleri. Kocaeli Sancakbeyleri tarafından ara ara sindirilmiş, ancak tekrar
tekrar baş göstermiş. İsyanlar bütün Kocaeli ve Sakarya çapındaymış.1634’te
fakirlik dolayısıyla kervan yolları üzerindeki Gebze’ye,
Dilovası’na,Tavşancıl’a, Hereke’ye, Yarımca’ya ve Taşköprü köylerine yönelik
olarak bir gurup eşkıyanın düzenlediği gasp ve soygun olayları.
Artık halkın can güvenliği kalmamıştı. İzmit’teki Yeniçeri ocağı bu isyanları
bastıramaz olunca İstanbul’dan yola çıkan Bostancıbaşı Kartaldan başlayarak
bölgemizdeki eşkıyaları birer ikişer temizledi. Elebaşı olan “Abaza” asıldı.
Yerel eşkıyalıklar yinede azalsa bile devam etti.1635te görülen Abaza isyanları
da şiddetle bastırıldı. 1643’te Nasuhpaşazade Hüseyin Paşanın isyanı çıktı.
Gebze dolayları tamamen isyancıların eline geçti. İstanbul’dan yola çıkan Kara
Mustafa Paşa isyanı bastırarak asileri şiddetle cezalandırdı. 1649’da Kara
Haydar, Katırcıoğlu, Gürcü Abdünnebi, Kazaz Ahmet Abaza Hasan Paşa gibi bir çok
asi birbirlerine müttefik olarak ya da yakın zamanlarda Osmanlı yönetimine
karşı isyan ettiler. Asiler Gebze ve Dilovası civarını tamamen ele geçirdiler,
2 Temmuz l649da Gebze kırsalında Hükümet kuvvetleriyle yapılan savaşta
İsyancılar yenildiler. İsyancılar orta Anadolu’ya kaçtılarsa da yöre tam olarak
eşkıyalardan temizlenemedi, 1658de Anadolu’da ayaklanan AbazaHasan paşanın
kuvvetleri Gebze bölgesine gelerek kontrolü tamamen ele geçirdiler.
Dilovası’nda ve köylerde yol kesip halkın paralarını gasp ettiler. Padişah ve
Köprülü Mehmet Paşa Üsküdar’a asker çıkarıp asilerin üzerine yürüdü. Gebze’de
7, Diliskelesi’nde 100, Herekeyi geçince 5 asinin kılıç darbeleriyle kafası
kesildi. Kocaeli genelinde 1000 asi öldürüldü. Kalan asiler Orta Anadolu’ya
kaçtılar.
Daha önce Osmanlı devletine karşı ayaklanmış olan Ciridoğlu 1691de yine
ayaklandı. Gebze bölgesini köyleriyle birlikte ele geçirip Üsküdara kadar
ilerledi. Fakat Osmanlı kuvvetlerinin kendisini tuzağa düşürüp yok edeceğini
anlayınca Çamlıca yolu, Alemdağı ve Gebze tepeleri üzerinden Adapazarı’na doğru
hızla kaçtı. l700’deTaşköprü köylerinde eşkıyalar kol geziyordu. Duraklı Kırk
kuyular mevkiinde Türk askerlerinden kaçan eşkıyaların kayaları oyup
kendilerine barınaklar yaptıkları görülür. Dilovası yolundada soygunlar sürdü.
1844’te köy 71 hane 355 nüfusluydu. 1912 Ekiminde, 4 küçük Balkan devletinin
Rumeli’deki Osmanlı topraklarına saldırmalarıyla başlayan Balkan Savaşı
tarihimizin en hazin yenilgilerinden biri olmuştur. Bu tarihlerde vatani
görevini İstanbul’un Okmeydanı semtinde Türkiye’nin ilk telsiz operatörü olarak
sürdüren Gebze’nin Çerkeşli köyünden denizci asker Rıza Çavuş 1913’te Bulgar
askerlerinin Edirne’yi işgal etmelerine telsiz anonsuyla şahit olmuş, Edirne
Müdafii Şükrü Paşanın telsiz anonsuyla İstanbul’daki Padişah Mehmet Reşat’tan
yalvararak ve ağlayarak asker ve silah yardımı istediğine şahit olmuş, ancak ne
yazıktır ki eldeki imkanlar yeterli olmadığından istenen yardım yapılamamış ve
Edirne’nin düşmesi çaresizlik içerisinde gözyaşlarıyla telsizden izlenmiştir.
28 Temmuz 1914’te başlayan Birinci Dünya Savaşının ardından henüz savaş dışında
olmamıza rağmen 2 ağustos 1914'te bütün Osmanlı ülkesinde seferberlik ilan
edildi. Bütün yurt çapında bu arada Gebze ve köylerinde davullar çalınarak eli
silah tutan her müslüman evladı savaşa çağırıldı. Osmanlı devleti bu savaşa
İngiltere’nin yanında girmek istedi, Ancak Arabistan yarımadasındaki petrol
zenginliklerinde gözü olan İngiltere buna yanaşmadı. Ekim l9l4te Akdeniz’de
İngiliz donanmasının kovaladığı Goben ve Breslav isimli savaş gemileri ile
Çanakkale Boğazını geçip Osmanlı devletine sığındılar. Bu gemileri satın
aldığını açıklayan Osmanlı hükümeti de gemilere Yavuz ve Midilli isimlerini
verdi. Ancak İstanbul’a çekilen gemilerin mürettebatı değiştirilmeyince gizlice
Karadeniz’e açılan gemiler Rus tersane ve limanlarını bombaladılar. Böylece 28
Ekim 1914’te Osmanlı devleti sonunu hazırlayan İngiltere, Fransa ve Rusya’ya
karşı Almanya’nın yanında savaşa girmiş oldu.
KÖYÜMÜZDEN ŞEHİT VE GAZİLER DE VAR…
Gebze’nin Çerkeşli köyünden olup vatani görevini denizci olarak İstanbul
Okmeydanı’nda yapan Rıza Çavuş birliğinde telsiz operatörü olarak görev yaptığı
sırada yapılan muharebelere telsiz anonsuyla bizzat katılmış, Goben ve Breslav
isimli gemilerin Çanakkale boğazını geçip Osmanlı devletine sığınmasına yine bu
iki geminin Karadeniz’e açılıp Rusya’nın Odessa ve Sivastopol limanlarını topa
tutmasına, bu gemilerden Türklerin Midilli adını verdikleri Breslavın
Karadeniz’de batırılışına bizzat telsiz anonsuyla şahit olmuş. Osmanlı
devletinin Birinci Dünya savaşına girmesi üzerine Padişah Mehmet Reşat’ın Fetih
suresini okuyup moral kazanmalarını sağlamak için askerlere para dağıtmasına
şahit olmuş, Birinci Dünya Savaşı süresince Okmeydanı’ndaki vatani görevine
devam eden Rıza Çavuş, bu arada başçavuşluk rütbesine ulaşmış ve savaşın son
bulmasından sonrada ordudan terhis edilip Çerkeşli köyüne dönmüştür.(Rıza Çavuş
Gebze’nin eski belediye başkanlarından Sedat Tüzenin dedesidir.) Gebze’nin
Çerkeşli köyü de Seferberlik yıllarında çeşitli cephelerde meydana gelen
savaşlarda 20-25 civarında şehit vermiştir. Örneğin bu köyden Şerif Mehmet
1915te Çanakkale Cephesinde İngiliz, Fransız ve Anzaklara karşı savaşıyor.
Hastalanıp köyüne geri dönüyor. Ancak dönüşünde bölük komutanının kendisine
verdiği Kuranı Kerimi hiç yanından ayırmıyor. Aynı yıl köyünde ölüyor. Celal
(Koç) şimdi Polonya’nın sınırları içerisinde kalan Galiçya Cephesinde 1916’da
Almanya ve Osmanlı Devletinin hesabına Ruslarla çarpışıyor. Çenesinden vurulup
yaralanarak Gazi oluyor. Yaralı olarak köyüne geri dönebiliyor. Mehmet Kahya
Galiçya cephesinde Ruslarla çarpışıyor. Köyüne sağ salim olarak geriye
dönebiliyor. Savaş sonrasında bölük komutanı olan Yüzbaşı Ragıp (Gümüşpala) Bey
Çerkeşli köyüne Galiçya Cephesindeki silah arkadaşlarını ziyarete gelip bu
ziyaret sonrasında Çerkeşli köyünden evleniyor. Ethem usta ise Galiçya
cephesinde ayağından yaralanıp köyüne geri dönebiliyor. Seyit Ali Çavuş 1916’da
Galiçya cephesinde Ruslarla çarpışırken esir ediliyor. 15 yıllık bir esaret
hayatından sonra köyüne geri dönebiliyor. Bu köyden başka savaş esirleri de
var. Cemal ağa ve Mustafa ağa isimli iki kişi 1915-1916’larda Yemen cephesinde
İngiliz askerleriyle savaşırken şehit ediliyor. Yine Cemal isimli biride
1916'da Ruslara, 1917'de de
Arabistan cephesinde de İngiliz ve Araplara karşı savaşıp köyüne geriye
dönebiliyor. Arifoğlu Mehmet isimli birisi Seferberlik yıllarında vurulup şehit
düşüyor, ancak hangi cephede şehit düştüğü bugün için belli değil. Alioğlu
Ömer, Hafız Ali ve Şükrü isimli şahıslar çarpıştıkları cephelerden köylerine
sağ salim olarak geriye dönebiliyorlar. Yine Çanakkale cephesinde İngiliz,
Fransız ve anzaklara karşı savaş verip köyüne sağ olarak dönebilen kimseler
var. Mesela Seyit Osman isimli biriside Arabistan Cephesinde İngiliz
birliklerine karşı çarpışıp Anadolu’ya yaralı olarak dönebiliyor. Çerkeşli
köyüne hiç uğramaksızın 1921'de Anadolu’da Yunanlılara karşı verilen Ulusal
Kurtuluş Savaşına iştirak ediyor. 1921'de Birinci ve İkinci İnönü meydan
muharebeleri ile Sakarya Meydan Muharebesine, Ağustos-Eylül 1922’de de
Başkomutanlık Meydan Muharebesine (Büyük Taarruza) makinalı tüfek nişancısı
olarak katılıyor. Kendi tabiriyle bu savaşlar sırasında başındaki saçının
telleri kadar (binlerce) Yunan askerini öldürme imkanını buluyor. Anadolu Yunan
işgalinden temizlendikten sonrada köyüne geriye dönebiliyor. İbrahim isimli
biriside Yemen Cephesinden İngilizlerle çarpıştıktan sonra seneler sonra köyüne
geri dönebiliyor. .Mustafa ve Beyti Kadir’in Ağabeyi Mehmet Çanakkale
Cephesinde şehit düşmüş olup yine Mehmet ve İbrahim isimli iki kişide 1915’te
Çanakkale cephesinde şehit düşmüşlerdir. Mustafa oğlu Şerif Ali de Seferberlik
yıllarında(1915’te) Çanakkale Cephesinde savaşıp köyüne sağ salim olarak
dönebilmiştir. Çerkeşli köyünün günümüzde adı sanı unutulmuş daha bir çok
şehidi bulunmaktadır.
ÇERKEŞLİ’DE MİLLİ MÜCADELE YILLARI ve YAHYA KAPTAN
1919-1922 yıllarındaki Arnavutların Yeniköy rumlarına karşı çetecilik
yaptıkları dönemlerde Arnavut asıllı Yahya Kaptan bu köye sık sık uğrar
köylülerle sohbet ederdi. Gebze bölgesinde yüzlerce taraftarı olan Yahya Kaptan
Çerkeşli’den Celal Çavuş, İbrahim Çavuş ve Rıza Çavuş gibi kimselerle yakın
arkadaş idi. Köye uğradığı zaman köylülerin düğün ve derneklerine iştirak
ederdi. Yine Arnavut çetecilerden Kara Arslan sık sık bu köye uğrayanlardandı.
Ocak 1920’de Yahya Kaptan Tavşancıldaki karargahına İstanbul’dan gelen 90
kişilik bir kuvvet tarafından baskın yapılıp öldürülünce onun yerini Kara
Arslan aldı. Onun Kuvayi Milliye tutkunu silah arkadaşları da Kara Arslan’ın
etrafında toplanmaya başladılar.
Kara Arslan da Çerkeşli köyünden
bir çok kimseyle yakından arkadaştı. Kendisinin Gebze köylerindeki bütün
köylüler ile arasının iyi olmasına rağmen bir gün Yukarı Hereke’de Çerkeşli
köyünden Ahmet Çavuş kendisine karşı gelir. Tartışma kısa zamanda büyüyünce
Kara Arslan silahını çekip Ahmet Çavuşu öldürmekle tehdit eder. Olayın
büyüdüğünü farkeden Ahmet Çavuş ölüm korkusuyla susar ancak bu seferde hırsını
alamayan Kara Arslan onu köy meydanında köylülerin gözü önünde döver. (Hasan
İzzettin Dinamonun Yahya Kaptanın Gebze bölgesindeki mücadelelerini anlatan
Tavşancıl Hikayesinin sonu isimli eserinde Ahmet çavuşu dövenin Yahya Kaptan
olduğundan bahsediliyorsa da Ahmet Çavuşun oğlu babasını dövenin Kara Arslan
olduğunu açıklıyor.) 16 mart 1920’de İstanbul İngilizlerin işgaline uğrayınca
padişahı sevip saymalarına ve ondan Halife hazretleri diye bahsetmelerine
rağmen Osmanlının artık bittiğine kanaat getiren Gebze ve köylerinin ahalisi
kurtuluşun Ankara’da hükümet kurmaya uğraşan Mustafa Kemal Paşada olduğunu
görüp Ankara’daki Kurtuluş hareketlerini desteklemeye başladılar. Bu amaçla
Kara Arslan gibi Ankara hesabına çalışan çeteciler Usküdar’daki İngiliz
Cephanelerinden silah kaçırırlarken Gebze’nin köylüleri de onlara yardımcı
oldu. Dişinden tırnağından arttırıp onları besledi. Üsküdar’dan kaçırılan
silahların çok zamanda Demirciler, Çerkeşli güzergahı kullanılarak Anadolu’ya
kaçırıldığı bilinmekteydi. Yine Kahraman Türk denizcileri İstanbul’dan
yükledikleri silah ve cephaneleri bu işten para kazanan Fransız ve İtalyan
subaylarının da yardımlarıyla Marmara Denizi ve İzmit Körfezi yoluyla İzmit’e
kaçırıyorlar bu silahlar oradan da Yunanlılara karşı kullanılmak üzere
Anadolu’ya gönderiliyordu. Gebze’deki teşkilatlanmada bayağı büyüktü.
Yenibahçeli Şükrü Bey ve yüzbaşı Dayı Mesut’un kurduğu Osmancık taburu
Gebze’den Maltepe’ye kadar olan bölgeye de tamamen hakim olmuş, Gebze Ankara
Hükümetine bağlı kurtarılmış bölge olmuştu. 17 haziran 1920'de İngiliz amirali
De Reberk, Lord Kurzon’a bir mektup göndererek “Mustafa Kemalin askerleri
Gebze’ye kadar geldi. Haydarpaşa ve Üsküdarı Kemalistlerin basmasından
korkuyoruz” diyordu. Aslında bu kuvvetler Kara Arslan, Küçük Arslan gibi
çetelerinde destek verdiği Gebze köylülerinin de içinde bulunduğu mahalli
kuvvetler idi. Ancak İngilizlerin gözü korkmuştu. Bu durumu fareden İngilizler
çareyi İzmit ve Diliskelesi’ne asker çıkartmakta buldular. 18-19 temmuz 1920
gecesi Derince’ye yanaşan iki vapur İngilizlerin himayesinde binden fazla
askerden oluşan bir Yunan kuvvetini peyderpey karaya çıkarmaya başladı. Bu
bölgeyi gözetleyen Osmancık taburu 24. fırkaya durumu bildirmiş ve Yıldırım
taburuna da bilgi verilmesini istemiştir. 20 temmuzda Gebze’ye çıkan bir süvari
alayı Tavşancıl-Çerkeşli-Köseler köyleri istikametinde müsademe ederek
ilerlemeye başlamıştır. Ertesi günüde bu birlikler ile birlikte bir tabur
piyade ve bir top araziyi taraya taraya ilerlemelerini sürdürdüler. Tavşancıl
köyüne gelen İngilizler bazı kimseleri tutukladılar. Çerkeşli köyü civarında
yapılan bir müsademeden sonra Osmancık taburu tamamen dağıldı ve tabur
kumandanının yanında sadece l0 kişi kaldı. Milli Alay kumandanı, çeteci Arslan
Kaptana 50 kişilik müfrezesi ile bölgeye gitmesini ve yeniden teşkilatlanmasını
emretti.Gebze’nin kırsal alanını taraya taraya ilerleyen İngilizler İzmit’e
doğru gittiler.
Askeri arşivlerde bu konu şu
şekilde açıklanır:
13 temmuz 1336 (m.25 Temmuz 1920)
günü İngiliz kuvvetleri topçu ateşinden sonra Gebze’ye taarruz etmiş,
Diliskelesi’ne çıkartma yapmış ve Gebze’yi işgal etmiştir. Gebze’yi savunan
Osmancık Taburu üstün İngiliz kuvvetlerinin taarruzu karşısında Gebze’yi
boşaltarak l5 kilometre kuzeye çekilmiştir. Yöre l00 gün kadar İngilizlerin
denetiminde kaldıktan sonra İngilizler bölgeyi Yunan askeri birliklerinin
denetimine veriyor. 26 ekim 1920’de Dilovası’na Yunan askeri birlikleri
çıkıyor. Diliskelesi’ndeki tren istasyonunda karargah kuran birlik hem İzmit
körfezini hem de çevre köyleri buradan denetliyor. Köy milli mücadele
yıllarında çok sıkıntılı günler geçirmiştir. Rumi 1336’da (m. 1920) Çerkeşli
köyüne gelen Yunan askeri birlikleri köyü kuşatmışlar ve köy halkını
sıkıştırarak zorla Yunan askerlerinden memnun olduklarına dair mazbata
düzenlemelerini istemişlerdir. 1988’de Çerkeşli köyünün en yaşlısı olan
(1989’da öldü) ve Kaymakam Muharrem olarak bilinen 90 yaşındaki Muharrem Deniz
1920 yılının sonlarında Çerkeşli Köyüne yapılan bir Yunan baskınını şöyle
anlatıyordu:
“Bir seferinde köyümüze baskın düzenleyen bir Yunan askeri müfrezesi
köyümüzü yakmak yada topa tutmak istiyorlardı. Köylüleri camiye topladılar.
Caminin etrafına gazyağı dökerek camiyi ve içindeki köylüleri canlı canlı
yakacaklarını söylediler. O sırada çiftliklerde çalışan ve civarda sülük
toplamakta olan Darıcalı iki Rum, Yunan askerlerinin yanına gelerek Çerkeşli
köyünün insanlarının çok iyi kimseler olduklarını, kendilerine iş verdiklerini
ve çok yardımları dokunduğunu söyleyerek askerleri ikna edip köylüleri diri
diri yanmaktan kurtardılar. Buna rağmen köydeki bir kaç eve yönelik gasp ve
soygun yapan Yunan askerleri bütün bu yaptıklarından sonra köyden çekip
gittiler.”
Bu dönemde İstanbul’dan İngiliz cephaneliklerinden aşırıp teknelere
yükledikleri cephaneleri İzmit Körfezi yoluyla İzmit’e kaçıran bir tekne
Diliskelesi burnu açıklarında Yunan hücumbotları tarafından yakalandı.
Yunanlılar silah ve mühimmata el koyduktan sonra teknenin kaptanını diri diri
yakarak öldürdüler. Yine bir seferinde silah yüklü bir tekne Yunan
hücumbotlarının kendilerine doğru geldiği bir sırada çekilen İngiliz bayrağı
sayesinde kontrolden kurtulmuş, Yunanlılar çekip gitmişlerdir. Ancak yinede
deniz yoluyla İstanbul’dan İzmit’e silah kaçırmalar son hızla devam etmiştir.
İşgal yıllarında (1920’de) bu köyde meydana gelen diğer önemli bir olay
ise; köyde düğün yapıldığı bir sırada Çerkeşli köyüne gelme olan Ali Beyin
Yukarı Hereke’den Çerkeşli’ye gelen Pomak Osman isimli bir şahıs tarafından
öldürülmesi olayıdır. Gebze Bölgesini işgal eden Yunan birlikleriyle işbirliği
yapan bu sebeple de köyde hiç kimse tarafından sevilmeyen Ali, Aşağı Hereke
köyündeki hali fabrikasından haracını almış Çerkeşli köyüne dönüyor. Yukarı
Hereke’den gelen Pomak Osman da Ali Bey ile köy meydanında önceki bir hadiseden
dolayı şiddetli bir tartışma yaptıktan sonra Pomak Osman silahını ateşleyerek
Ali’yi kafasından vurup öldürüyor.
Bu dönemde Hasan ve Hüseyin isimli şahıslar Rum çeteleri tarafından ayrı ayrı
zamanlarda kaçırılıp babalarından yüklüce fidye istenmiştir. 1921’in 27
haziranında Türk birlikleri İzmit’e kadar ilerleyip şehri Yunan işgalinden
kurtarınca İstanbul boğazının güvenliğini tehlikede gören İngilizler Gebze
bölgesini Yunanlılardan devir aldılar. Öte yandan Gebze ve köylerindeki bütün
Yunan askerleri ile binlerce Bizans artığı yerli Rum telaşa kapıldılar ve
cezalandırılma korkusuyla Darıca limanına yanaşan bir Yunan Savaş gemisine
binerek alelacele Gebze yöresinden kaçtılar. Türk askerleri Gebze istikametine
ilerlerken İngilizler Yarımcaya bile girilse silahla karşılık vereceklerini
bildirip Türk askerlerinin daha da ileri gitmesini durdurdular. Böylece
yöremizde ikinci defa İngiliz işgal dönemi baş gösterdi.
YENİKÖY BASKINI
O dönemlerde Rum çeteleri Gebze yöresindeki Türk köylerini basıp halkı
soyuyor, köylülere illallah dedirtiyordu. Özellikle Şile’nin Yeniköyündeki Rum
Anesti çetesi milleti canından bezdirmiş suçsuz yere birçok Türk’ü öldürmüştü.
Yunan askerleri Gebze yöresinden gittikten sonra 1922 yılı ilkbahar mevsimi
sonunda bunun öcünü almak isteyen Arnavut asıllı Türk Çetebaşları Küçük Aslan
ve Darıcalı Kaplan Gebze köylerinden adam toplamaya başladılar. Amaçları Şile
bölgesindeki Şer yuvası olan Rum Yeniköyüne baskın düzenlemekti. Bu köydeki
çeteler defalarca Türk köylerini basmışlar, Gebze bölgesinde onlarca günahsız
köylü vatandaşı öldürüp paralarını ve mallarını yağmalamışlardı. Esasen bu
köyün basılması olayı Ocak 1920 tarihinde gerçekleşecekti. Yeniköy yaklaşık
3000 hanelik bir Rum köyüydü ve Kocaeli -Yarımadasındaki Rum çetelerinin
birçoğu bu köyde barınıyordu. Celal Çavuştan nakille gelen bilgiye göre
Ankara’da bulunan Mustafa Kemal Paşa Kuşçalı telgrafhanesinden Yahya Kaptanın,
Darıcadan Karaaslan, Çerkeşliden Celal Çavuş ve diğer Arnavut çetelerininde
desteği sağlanarak ve tanıdıkları bütün arkadaşlarını toplayıp Şilenin
Yeniköyünün basılmasını ve bu fesat yuvasının tamamen dağıtılmasını istemişti.
Ancak Yahya Kaptan belki de böyle bir baskının istihbaratı yapılıp önüne
geçilmek için 8 Ocak 1920’de İngilizlerin tertibiyle Tavşancıl köyünde Üsküdar
ve Gebze jandarma kuvvetlerin tarafından yakalanıp şehit edilince bu emir
yerine getirilememişti.Ancak artık tamda zamanıydı. Darıca, Gebze, Demirciler,
Ağren, Cumaköy, Kadıllı, Ovacık, Mudarlı, Denizli, Köseler ve Çerkeşli ve diğer
birçok Türk köyünden toplanan 600 kişilik silahlı bir gurup Kara Arslanın
önderliğinde Yeniköy’e baskın yapmaya gitmişlerdi. Bu baskına Çerkeşli köyünden
de l5 kişi katıldı. Bu kimseler Kahya Mehmet, Muharrem (Deniz), Salim (Erdem),
Rasim (Durak), Alaattin Çavuş, Celal Çavuş, Rıza Çavuş ve Kardeşi İbrahim
(İhsan) (Tüze) ve ismini bulamadığım birkaç kişi daha. Yeniköy baskınına
katılanlardan Kaymakam Muharrem o baskını şöyle anlatıyor:
“Altıyüz kişilik bir gurupla Yeniköye gittik. Köyün etrafını çevirdik. Gece
sabaha karşıydı, Köyün etrafında ateşler yaktık. Rum eşkıya başısı bu köyde
barınıyordu. Kendilerine teslim olun diye haber saldık. Küfür ederek karşılık
verdiler. Çok ağır küfürler ediyorlardı. Hücum emri verildi. Köye girdik. Köyde
bütün evler ateşe verildi. Bu sırada asıl yakalayacağımız adamlar kaçtı. Pek
azını yakalayıp öldürebildik. Köyde tek bir rum kalmadı.”diyor.( Yine bu
baskına katılanlardan birisi sağlığında Şaban İsmail (Fehmi) Kabaca’ya
anlatmış. Anlatılana göre yeniköy baskını ise şöyle: Darıcalı Arnavut Kara
Arslan adındaki çetebaşıyla birlikte Yeniköy baskınına gidilmiş, Rumlar, Türk
çetecilerinin geldiğini görünce ateş etmeye başlamışlar. Bunun üzerine
baskıncıların arasında bulunan Çerkeşli köyünden Kahya Mehmet Rumca bildiği
için onlara kendi dillerinde ” Ateş etmeyin bizde sizdeniz” diye bağırmış,
Rumlarda ateşi kesmişler. Böylece köye iyice yaklaşıldığı bir sırada baskına
başlanmış, köy çevrildiği halde bir tarafı mahsus açıkta bırakılmış, çatışma
olduğunda Rum erkekleri kaçsında Türklerden ölen az olsun diye. bütün Rum
çetecileri dar bir boğazdan kaçıp kurtulmuşlar, Köyde sadece kadınlar, çocuklar
ve yaşlılar kalmış. Yeniköy tamamen ateşe verilmiş. Bütün evler yakılırken Rıza
ve Ihsan Tüze isimli kardeşler yanarak ölmesinler diye kadın ve çocukları
alevlerin arasından kurtarıyorlarmış. Bundan sonra Gebze’nin hiçbir köyüne Rum
baskını olmamış.)
1922’nin mart ayında İngilizler iyi niyet gösterisi olarak mart 1922’de
Gebze yöresinden çekilip buraları silahsız ve tarafsız bölge ilan ediyorlar.
Ancak Tuzla yöresi İngilizlerin kortrolünde kalıyor. Buda Çerkeşli köyünden
bazı kimselerin Gebze’den Ankara’ya gidip sonrada Kurtuluş Savaşına katılabilme
imkanlarını doğuruyor. Çerkeşli köyünden olup 26 ağustos 1922’de başlayan büyük
Taarruza katılan Nazmi Çavuşun görev aldığı birlik (Albay Dadaylı Deli Halit
Beyin komutasındaki birlik) 1 eylül 1922 tarihinde Uşak civarında puslu
bir havada Yunan orduları başkomutanı Orgeneral Trikopisi onbeş subay ile
birlikte yakalayıp esir eden birlik imiş. Nazmi Çavuş bu tarihi olaya bizzat
şahit olmuştur.
(Trikopisin atıda bu sırada ele
geçirilmiştir. Trikupisin atı doru imiş. savaş sonrasında Tümgeneral Nurettin
Paşaya verilmiş. Bu at daha sonra Gebze’deki ağır topçu alayına verilmiş.
Buradada birkaç sene kaldıktan sonra Haydarpaşa Askeri Veteriner tatbikat
okuluna gönderilmiş) (Kaynak l şubat l988 tarihli Türk dünyası tarih dergisi)
Yine Çerkeşli Köyünden Seyit Osman’ın Kurtuluş Savaşı yıllarında 1921’de
Inönü ve Sakarya Savaşlarına 1922dede Başkomutanlık Meydan Muharebesi adıyla da
bilinen Büyük Taarruza makinalı Tüfek Nişancısı olarak katılıp bu savaşlarda
binlerce Yunan askerini öldürme veya yaralama gibi bir şansı değerlendirdiği
bilinir. Yine Çerkeşli köyünden olup Seferberlik sonrasında Kurtuluş Savaşına
katılarak Doğu Anadolu’da Kazım Karabekir Paşanın komutasında orduda Ermeni
Birliklerine karşı savaşan İdris bu sırada birkaç da Ermeni Kellesi almış. Yine
Çerkeşli Köyünden olup Kurtuluş Savaşına ‘.çatılabilenlerden Hüseyin (Arın)’ın
birde İstiklal Savaşı Madalyası bulunuyormuş. Bu kimselerin tamamı savaş
sonrasında köylerine geriye dönebilmişler. Çerkeşli köyünden birde Tepçi Ahmet
var ki, oda 1922’deki Büyük Taarruza katılmış ama köyüne geri dönememiş. Çünkü
o, bu savaşta şehit düşmüş. Ama zaferi kazanan Türkiye olmuş. Hemen 1.5 ay
sonra imzalanan Mudanya Ateşkes Antlaşmasıyla Gebze yöresi Türk birliklerine
bırakılmış.
Ekim 1922’de Gebze düşman işgalinden
kurtarıldıktan sonra yüzbaşı Ragıp (Gümüşpala), Refet (Bele) Paşa Kocaeli Gurup
Kumandanı Deli Halit Paşa askerleriyle silah ağırlıklarıyla birlikte Çerkeşli
köyüne gelmişler, Askerler bir süre köyde barınıyorlar. Galiçya cephesinden
silah arkadaşlarını bulan Yüzbaşı Ragıp Bey köyde onlara misafir oluyor.
Sonrada Çerkeşli köyünden evleniyor.
Kurtuluş Savaşı sona erip Lozan
görüşmelerinin yapıldığı bir sırada 18 Ocakta Yarımcadaki askeri birlikleri
denetleyen Mustafa Kemal Paşa Hereke’den o sırada Lozan’da görüşmelerini
sürdüren İsmet Paşayı aradı. Telgraf metni şöyledir:
Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Paşa
Hazretlerinden Lozan’da İsmet Paşa Hazretlerine
Şifre Tel No 276 18.1. 1339 (1923)
İki üç günden beri Fevzi ve Kazım
Karabekir Paşalar hazeratı ile birlikte orduyu teftiş etmekteyiz. Bu telgrafı
Hereke’den yazıyorum. İki gün sonra Bursa ve Balıkesir mıntıkalarına geçip
teftişata devam edeceğiz. Malumat Muhabbet. Başkomutan Mustafa Kemal’i
aynı gün Tavşancıl ve Çerkeşli
(Dilovası kesimi) köylerindeki askeri birlikleri de denetleyen Mustafa Kemal
Paşa yapılan tatbikatları izledi. Ardından Başkomutanlık treniyle Gebze
istasyonuna geldi. Yanında Fevzi
Çakmak Paşa, Kazım Karabekir Paşa, Yazar Halide Edip, Gazeteci Mecdi Sedrettin,
Cevat Abbas bey ve Paşanın yaveri Topal Osman vardı.
Cumhuriyet
Döneminde Çerkeşli :
Gelelim Cumhuriyet dönemindeki
Çerkeşli köyüne; Bu köy önce 1928’de ilkokula kavuştu 1941de yeni ilkokul
kuruldu. 0 dönemlerde köy olarak o civarda yalnızca Tavşancılda okul vardı.
Çerkeşli okula kavuşan ikinci köyümüzdür. 1935 yılında yapılan nüfus sayımında
Çerkeşli köyünün nüfusu 656 olarak belirlendi. Bu nüfusun 326sı erkek 330u ise
kadınlardan oluşuyordu. Köy camii 1956 ve 1991 yıllarında esaslı birer onarım
görmüş olup son onarımda yeni şadırvan ve tuvaletler eklenmiştir.
1967
Kocaeli yıllığında, 1965 yılı Çerkeşli köyü için şu bilgiler veriliyor:
Toplam nüfusu 808, bunun 433ü erkek, 375i kadınlardan oluşuyor. Köyde okuma
yazma bilenlerin sayısı ise 52l kişi. Bu köy o dönemde Hereke nahiyesine
bağlıydı ve Gebze’nin Tavşancıl (n.1296), Kalburcu (1042), Güzeltepe (907) ve
Tavşanlı’(820) dan sonra en büyük köyü idi.
Çok yakın bir tarihe kadar Çerkeşli
köyünün sınırı Izmit Körfezine kadar iniyordu. Eynerce deresi ile Dilderesi
arasındaki Diliskelesi ya da Dilovası olarak adlandırılan kesim Çerkeşli köyüne
aitti. Dilderesinin diğer kısmı, Eynerce deresinin diğer kısmı Tavşancıl köyüne
aitti. Dilovası kesiminde Çerkeşli köyünün bağ vebahçeleri bulunuyordu.1955’e
doğru yaptırılan E-5 karayolu Dilovasındanda geçirildi. Buraları değer
kazandı.Buralarda ilk olarak 1960’larda Marshall Boya Fabrikası,l966cja
Çolakoğlu,ardından Basf Sümerbank,Nasaş, Diler Demir, Olmuksa -Alemdar gibi
birçok fabrika kuruldu. Çerkeşli’nin Dilovası kesimi artık bağlık bahçelik
değil, sanayi alanıydı.1965ten sonra Dilovası kesimi sanayi alanı olunca yeni
işsahaları açıldığından buraya Doğu Anadolu bölgelerinden göçler başladı. Artık
bağ ve bahçe yerleri çoktan satılmış, buraları yerleşim alanı olmaya
başlamıştı. 1970’e gelindiğinde Çerkeşli’nin nüfusu l226 olarak belirlendi. Bu
nüfusun 350 kişilik bölümü aşağı kesimde kalıyordu. Bu tarihte Aşağı
Çerkeşli’nin adı bile yoktu. Ne Aşağı Çerkeşli ne de Dilovası deniyordu. Bu
mevkiinin adı o yıllarda E-5 karayol kenarındaki Koç gurubunun bir kuruluşu
olan İzocam fabrikasının adıyla anılıyordu, Yada o civarda İzocam fabrikasının
işçi lojmanları vardı sekiz evler diye. İşte bu yüzden mevkiinin adı bazen
Sekizevler olarak da anılmıştır. Ancak arazinin büyük bir bölümü Çerkeşli
köyüne birazı da Muallim köyüne ait bir durumdaydı.
DİLOVASI
1975’ten sonra göçler iyice arttı.
Artık Çerkeşli köyünün ahalisi de aşağı kesime inmeye başlıyordu. Ancak yinede
nüfusun büyük bir bölümünü Karslılar, Ağrılılar, Erzurum ve Gümüşhaneliler
oluşturuyordu. 1980’de nüfus 4000
leri buldu. 1985’teki sayımda ise 7227 kişilik nüfus ile Çerkeşli, Kocaeli
bölgesinin en büyük köylerinden birisi durumundaydı. Bu nüfusun sadece l080
kişilik (204 hane olmak üzere) bir bölümü Yukarı Çerkeşli’de ikamet ediyordu.
Komşu köy olan Muallim köyün nüfusu ise 3375 olarak belirlenmişti. 31 Aralık
l986 tarihli resmi gazetede yayınlanan bir karar ile 8500 nüfuslu Çerkeşli köyü
ile 3800 nüfuslu Muallim köy birleştirilerek Dilovası’nda toplam l2000 nüfuslu
bir belediyelik kararlaştırılmış, söz konusu belediye 7 haziran l987 tarihinde
yapılan belediye başkanlığı seçimlerinden sonra Dilovası Belediyesi adı altında
hizmete başlamıştır. Tabi bu arada Yukarı Çerkeşli köyü ile asıl Muallim köyü (
650 nüfuslu )‘nün daha sonra (ekim 1987’de) Dilovası Belediyesi’nden ayrılıp
tekrar müstakil bir köy durumuna getirilmesi için bir referandum yapılmış,
ancak Çerkeşli köyü ve Muallim köy haziran l988 tarihinde İç işleri
bakanlığının onayıyla Dilovası beldesinden ayrılıp tekrar müstakil birer köy
durumuna gelebilmişlerdir.
Ancak Çerkeşli köyünden Dilovasına ve
Gebzeye ufak çapta göçler yine sürmüş, Yukarı Çerkeşli köyünün nüfusu 1080 iken
5 sene sonra (1990da) 877’ye kadar düşmüştür. 1997 sayımında köyün nüfusu 1025
olarak belirlendi. 2000 sayımında nüfus 893’e düştü. Öte yandan 30-35 sene
öncesine kadar Çerkeşli köyünün bağ ve bahçeleriyle dolu olan verimli ovanın
yerini fabrikalar ve evler aldı.
Sayfa başı
|